SAHİH-İ MÜSLİM

     Konular Numaralar  

 

 

980 nolu Hadis’in İzahı:

 

Ebû Said hadîsini Buhârî «Zekât» bahsinin bir-iki yerinde; Ebû Dâvûd, Tirmizi, Nesâi ve îbni Mâce aynı bahisde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.

 

Evâkî: Okiyye'nin cem'idir. Okiyye fıkıh, hadîs ve lügat ulemâsının ittifakı ile kırk dirhemdir. Buna «Hicaz okiyyesi» de derler.

 

Kaadı İyâz: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında okiyye ile dirhemin meçhul kalması mümkün değildir. Çünkü bu ölçülerle zekâtı vâcib kılan bizzat Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'dir. Sahih hadîslerde sabit olduğuna göre: Alışverişler, nikâhlar hep bunlarla yapılmıştır. Bu gösteriyor ki: Dirhemler Abdülmelik b. Mervân zamanına kadar malûm değüdi. Onları ulemânın re'yi ile Abdülmelik topladı ve her onluğu yedi miskâal ağırlığında, bir dirhemin ağırlığını da altı dânık yaptı... iddiasında bulunanların sözü bâtıldır. Yalnız bunlar Müslümanlar tarafından husûsi surette ve muayyen şekilde basılmamışlardır. Kimisi Acem kimisi Rum basması şeylerdi. Ve büyüklü küçüklü idiler. Bâzıları da hiç basılmamış ve nakşedilmemiş gümüş parçalarından ibaret olup, Yemen'e veya Mağrib'e aittiler. Nihayet bunların îslâmi bir şekille basılıp, nakşedilmeleri ve değişmeyen bir tek vezin hâline getirilmelerine lüzum görülerek büyüğü küçüğü bir araya toplandı. Ve münaasip gördükleri vezinde basıldı. Şüphesiz ki o zaman dirhemler malûmdu. Aksi takdirde onlara zekât v.s. hususunda hukûkullah ve hukûk-u ibâd nasıl taalûk edebilirdi? Nitekim o zaman okiyye de malûmdu.» diyor.

 

Bu bâbda Nevevî'de şunları söylemiştir: «îlk asırda yaşıyanlar mâruf olan bu vezinle kıymet takdirine ittifak etmişlerdir. Yâni dirhem altı dânıktır. Her on dirhem yedi miskaâl ağırlığında gelir. Miskaâl ise gerek câhiliyet gerekse İslâmiyet devirlerinde değişmemiştir.»

 

Aynî, İbni Sa'd'ın «Tabakat»ından şunları nakletmiştir: «Abdülmelik b. Mervân 75. târihinde dirhemle dinarı darbetmiştir. Onları ilk darbeden ve üzerlerine nakış vuran o'dur.»

 

Ebû Ubeyd Kaasim b. Sellâm «Kitâbü*l-Emvâl» nâm eserinde şunları söylemiştir: «îslâmiyetten önce dirhemler irili ufaklı idi, İslâmiyet gelince dirhemleri darbetmek istediler. Zira her iki nev'înden de zekât veriyorlardı. Büyük dirhem: 8 dânık, küçük dirhem ise, 4 dânık idi. Müslümanlar büyük dirhemi küçük dirheme katarak; bunlardan iki müsavi dirhem yaptılar. Böylelikle altışar dânıklık iki dirhem meydana geldi. Sonra dirhemleri miskaâllerle ölçtüler. Miskaâl ilelebet mahdut, eksilip artmayan bir ölçüdür. Bir tanesi altı dânıktan ibaret olan on dirhemi miskaâlle ölçünce yedi miskaâl ağırlığında geldiğini gördüler. Büyüklü küçüklü dirhemler arasında bu dirhem ortayı teşkil ediyordu. Zekât hususunda Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sünnetine de muvafık idi. Binâenaleyh dirhem meselesi ondan sonra bu minval üzere devam etti. Ümmet de bu hususta ittifak eyledi. Artık tam dirhem altı dânık olarak, değişmeden devam etti.»

 

Hanefiîyye kitaplarında beyân olunduğuna göre: İlk zamanlarda dirhemler üç nev'i idi, birinci nev'in her on dirhemi on miskaâl geliyordu. Yâni bir dirhem bir miskaâl ağırlığında idi. İkinci nev'în on dirhemi altı miskaâl tutuyordu. Üçüncü nev'în on dirhemi beş miskaâl geliyordu. Halk, bu dirhemlerin her biri ile muamele görüyordu. Bu hâl taa Hz. Ömer'in hilâfeti zamanına kadar böyle devam etti. Ömer (Radiyallahu anh) haraç denilen vergiyi büyük dirheme göre almak istedi. Mükellefler kendisinden bunu hafifletmesini rica ettiler, o da zamanının hesap âlimlerini toplayarak dirhemlerin arasını buldurdu. Neticede âlimler her nev'i dirhemin üçte birini alarak, yedi miskaâl ağırlığındaki dirhemi buldular.

 

Bâzı fetva kitaplarında her beldenin kendine mahsûs dinar ve dirhemi nazar-ı itibâra alınacağı ve zekâtın ona göre verileceği beyân olunmuştur.

 

Verik veya verk: Madrup olsun olmasın «gümüş» demektir. Bâzıları esâs itibârı ile her nev'î gümüşe verik denildiğini; diğer bâzıları da dirhem şeklinde darbedilmiş gümüşe verik denildiğini, dirhem olmayan gümüşe ise ancak mecazen vekik itlâk edilebileceğini söylemişlerdir.

 

Hattâ altınla gümüşün ikisine birden verik denildiğini söyliyenler vardır.

 

«Kitâbü'l -Mikâyîl»'de Vâkıdi'den naklen şöyle deniliyor: «Câhiliyet devrinde Kureyş'în kendine mahsûs bir takım vezinleri vardı. İslâmiyet gelince bunlardan okiyye'yi olduğu gibi yâni kırk dirhem, ritılı da oniki okiyye yâni seksendört dirhem olarak kabul etti. Arapların «neş» ve «Nevât» denilen birer ölçüleri daha vardı:

 

Neş: 20 dirhem, nevât: 5 dirhem ağırlığında idi. Miskaâl: 22 kirât' dan bir dâne noksan gelen ölçü idi. On dirhemin ağırlığı 7 miskaâî gelirdi. Bir dirhem 15 kîrâtdan meydana gelirdi.

 

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz Medine' ye gelince veznine bakarak külçe altına dînâr; ve yine veznine bakarak külçe gümüş dirhem ismini verdi. Medine' nin ölçüleri bu suretle tekarrur etti ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

 

«Mizan, Medîne'Iilerin nizâmıdır.» buyurdular.»

 

Hz. Câbir'den rivayet edilen bir hadîste Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in

 

«Bir dînâr yirmidört kîrâtdır.» buyurduğu bildirilmişdir.

 

îbni Abdilberr : «Bu hadisin senedi sahîh değilse de, ulemânın onun mûcebince amel etmesi halkın onun mânâsına göre amel hususunda ittifakı senedinin sıhhâtma ihtiyâç bırakmamıştır.» diyor.

 

Kîrât: Ortalama beş arpa tanesi ağırlığında bir ölçüdür.

 

Evsuk: Vesk'in cem'idir. Müfredi visk şeklinde dahi okunabilir. Fakat vesk kîrâatı daha meşhurdur.

 

Ulemâdan bâzılarına göre, vesk: Bir deve yükü, demektir. Bâzıları Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin ölçeği ile altmış ölçek, demek olduğunu söylerler.

 

Bir takımları vesk'in mutlak surette bir yük, mânâsına geldiğine kaaildirler.

 

Ebû Davud'un,  Hz. Ebû Saîd-i Hudri'den rivayet ettiği merfû' bir hadiste Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)

 

«Beş vesk'den daha azda zekât yoktur. Bir vesk altmış mühürlü ölçektir»

 

buyurmuş olduğunu rivayet etmiştir. Ancak: «Ebû'l-Buhteri, Ebû Said'den işitmemiştir.» diyerek bu hadisin munkatı' olduğuna işarette bulunmuştur.

 

Ebû Ubeyd Kaasim b. Sellâm'ın beyânına göre «mühürlenmiş ölçek» den murâd: Üzerine ziyâde veya noksan yapılmasın diye matbu mühür vurulan ölçektir. Bunu vaktiyle hükümdarlar yaparlarmış.

 

Ölçek mânâsına gelen sa' 5 1/3 Bağdat ritli eder. Bağdat ritli hakkında muhtelif kaviller vardır. Bunların en meşhuru 128 4/7 dirhem olmasıdır. Bâzıları Bağdat ritlının tam 128 dirhem, bir takımları da 130 dirhem olduğunu söylemişlerdir. Şu hâlde beş vesk binaltıyüz Bağdat ritli eder. Esah kavle göre beş veski, ritl denilen ölçüyle takdr etmek yüzdeyüz değil, takribidir.

 

Zevd: Üç'den on'a kadar olan devedir. Bâzılarına göre iki ile dokuz arasındaki dişi devedir. Erkek develere zevd denilmez.

 

Bâzıları: Zevd: Üçten, onbeş'e kadar olan develerdir.» demiş; bir takımları üçten yirmiye kadar hattâ Îbnü'l-A'râbî üçden, otuz'a kadar olan dişi develere zevd denildiğini söylemiştir.

 

Bir takımları, bir deveye de zevd denilebileceğini söylemişlerdir. İbni Kuteybe: «Bir cemâat zevd'in müfred mânâsına geldiğini, diğlerleri cemi' olduğunu söylemişlerdir ki, muhtar olan da budur.» demiştir.

 

Fakat îbni Abdilberr bunu beğenmemiş: «Bu söz bir şey değildir.» demiştir.

 

Hâsılı zevd kelimesi rant, kavm ve nisa kelimeleri gibi lâfzında müfredi bulunmayan cemi'lerdendir.

 

Bu bâbda daha bir çok sözler söylenmiştir.